İnsanları en çok ne bozdu biliyor musunuz? Gösterme hastalığı.
Gösterdikçe Değersizleşen Hayatlar İnsanları en çok ne bozdu biliyor musunuz? Sosyal medya değil aslında… Gösterme hastalığı. Her şeyi göz önüne serme merakı. Yaşamak yerine sergilemek. Hissetmek yerine ispat etmeye çalışmak.
“Eşimle kahve içiyoruz.” İç kardeşim, afiyet olsun. Kimse buna bir şey demiyor. Ama mesele kahve değil artık. Mesele, o kahveyi kaç kişiye göstereceğin. Çünkü bugün birçok insan yaşadığı anın tadını çıkarmıyor; önce fotoğrafını çekiyor, sonra milletin beğenisini bekliyor.
Eskiden insanlar huzuru yaşardı. Şimdi huzuru paylaşınca gerçek olduğuna inanıyorlar. Gösterdikçe de o huzurun maneviyatı eksiliyor. Çünkü bazı şeyler göz önüne çıktıkça değer kaybeder. Şimdi yeni moda şu:
“Çocuğumla parkta oynuyoruz.” “Birlikte kitap okuyoruz.” “Ona kaliteli zaman ayırıyorum.”
Yap tabii ki. Hatta fazlasını yap. Ama neden bunu herkese duyurma ihtiyacı hissediyorsun?
Neden her güzel anın bir seyircisi olmak zorunda? Niye mutluluğun bile alkış bekliyor?
Çünkü artık insanlar yaşamak için değil, göstermek için yaşıyor. Mutlu olmak yetmiyor. Mutlu görünmek istiyorlar. Hatta bazen sadece görünmek için rol yapıyorlar.
Şunu kimse kabul etmek istemiyor:
Seyirci çağırdığın anda samimiyet azalır. Gösteri başladığında huzur kaçar.
Çünkü gerçek mutluluk sessizi sever. Gerçek sevgi reklam sevmez.
Sen eşinle niye evlisin? Bir ömür geçirmek için mi? Yoksa insanlara “bakın ne kadar mutluyuz” demek için mi?
Bizim büyüklerimiz boşuna dememiş: “Yediğini, içtiğini, mutluluğunu anlatma.”
Meğer ne kadar doğruymuş. Çünkü bazı güzellikler saklandıkça büyür. Her göz değmemeli bazı mutluluklara.
Her insan senin sevincine iyi niyetle bakmaz. Kimi kıskanır, kimi nazar eder, kimi içten içe bozulur.
O yüzden her şeyi göstermeyin. Sevginizi de, huzurunuzu da, evinizi de, evladınızı da biraz koruyun.
Çünkü bu dünyada en kıymetli şeyler vitrine konmaz. Örtülen şey değerlidir. Saklanan şey özeldir. Sessiz yaşanan mutluluk en gerçek mutluluktur.